Övgüyü Kabul Edemeyen İnsanlar: İltifatlar Neden Rahatsız Eder?
Sosyal bir ortamda, iş yerinde ya da gündelik bir sohbet esnasında gelen içten bir iltifat, çoğu insan için memnuniyet verici ve motive edici bir an olarak değerlendirilmektedir. Yeni bir kıyafetin beğenilmesi, ortaya konan bir emeğin takdir edilmesi ya da bir karakter özelliğinin övülmesi karşısında sıradan bir teşekkürle karşılık verilmesi beklenir. Ancak pek çok birey için bu anlar; keyifli bir paylaşım olmaktan ziyade aniden kalbin sıkıştığı, bedenin gerildiği, yüzün kızardığı ve içsel bir tekinsizliğin uyandığı bir kaçış anına dönüşebilmektedir.
Gelen övgüyü hemen küçümsemek, yapılan işin değerini önemsizleştirmek, “Aslında şans eseri oldu” diyerek başarıyı dışsal faktörlere bağlamak ya da karşı tarafa alelacele bir iltifat iade ederek o spot ışığını üzerinden atmaya çalışmak oldukça yaygın tutumlardır. Dışarıdan bakıldığında bu durum alçakgönüllülük veya tevazu gibi algılanabilmektedir. Oysa ilişkisel psikoloji ve kendilik kuramları penceresinden bakıldığında; övgüyü kabul edememe halinin yüzeysel bir mahcubiyetten ziyade, bireyin kendi iç dünyasındaki derin yetersizlik inançları, kırılgan benlik algısı ve görünür olmaya dair geliştirdiği savunma kalkanları ile ilişkili olabileceği değerlendirilmektedir.
Övgüyü Savuşturma Refleksi: İltifat Neden Bir Tehdit Gibi Algılanır?
Bir insanın kendisi hakkında söylenen olumlu bir sözden rahatsızlık duyması ilk bakışta çelişkili görünebilmektedir. Ancak insan zihni, dış dünyadan gelen geri bildirimleri kendi içsel inanç haritasıyla kıyaslayarak anlamlandırmaktadır.
Bireyin iç dünyasında derin bir değersizlik, eksiklik ya da kusurluluk inancı hakimse, dışarıdan gelen “Çok başarılısın” veya “Harika görünüyorsun” mesajı zihinde büyük bir bilişsel uyumsuzluk yaratmaktadır. Kişi kendi içinde kendisini yetersiz bir yerde konumlandırırken, karşısındaki insanın onu değerli bir yere koyması zihinsel dengeyi sarsar. Zihin, bu çelişkinin yarattığı gerilimden kurtulabilmek adına övgüyü reddetme, çarpıtma veya değersizleştirme yoluna gidebilmektedir. İltifatı savuşturmak, kişinin kendi içindeki o tanıdık ama acı verici kendilik algısını koruma refleksi olarak yorumlanabilmektedir.
İltifat Karşısında Hissedilen Rahatsızlığın Temel Nedenleri
Övgü karşısında yaşanan o ani tedirginliğin ve geri çekilme arzusunun arkasında, genellikle zihnin yüzleşmekten çekindiği şu dinamiklerin yer alabileceği düşünülmektedir:
- Gerçek Yüzün Ortaya Çıkacağı Korkusu: Birey, çevresindekilerin onun sadece dışarıya sunduğu vitrini gördüğünü, gerçekte ise kusurlu ve eksik olduğunu düşünebilmektedir. Bu zihinsel yapıda övgü almak bir takdir değil; karşı tarafı kandırıyormuş gibi hissettiren bir yük haline gelebilmektedir. “Beni gerçekten tanısalar böyle düşünmezlerdi” inancı, iltifatın hemen ardından derin bir suçluluk ve yakalanma endişesini tetikleyebilmektedir.
- Beklentilerin Artması ve Çıta Kaygısı: Övgü, bazı iç dünyalarda bir hediye olarak değil, geleceğe yönelik ağır bir borçlanma senedi gibi kodlanabilmektedir. Birey, bugün takdir edildiğinde bir sonraki adımda da aynı kusursuz performansı sergilemek zorunda kalacağını varsayabilmektedir. Çıtanın bir daha inmemek üzere yukarı taşındığı hissi, kişiyi övgüden kaçınarak beklentileri bilinçli bir şekilde düşük tutmaya sevk edebilmektedir.
- Görünür Olmanın Getirdiği Çıplaklık: İltifat, doğası gereği bireyi sahnenin merkezine taşımakta ve ötekinin dikkatli bakışını kişinin üzerine çekmektedir. Hayatını görünmez kalarak, dikkat çekmeyerek ve başkalarına yük olmamaya çalışarak sürdüren bir birey için bu yoğun ilgi oldukça savunmasız ve tekinsiz algılanabilmektedir.
- Gizli Bir Niyet veya Manipülasyon Şüphesi: Geçmiş ilişkilerinde övgünün ardından bir taleple, eleştiriyle ya da hayal kırıklığıyla karşılaşmış kişiler; iltifat duyduklarında zihinsel olarak savunmaya geçebilmektedirler. “Bunu benden ne istemek için söylüyor?” şeklindeki güvensizlik, övgünün samimiyetine inanmayı güçleştirebilmektedir.
Erken Dönem Yaşantıları ve Aynalanma Eksikliği
Kişinin övgüyle kurduğu ilişkinin temellerinin, çocukluk çağında bakım veren figürlerle yaşanan duygusal temaslarda atıldığı kabul edilmektedir. Bir çocuğun kendi değerini sağlıklı bir biçimde hissedebilmesi; ebeveyninin gözlerinde sevinçle karşılanmasına, çabasının takdir edilmesine ve koşulsuz bir kabul görmesine bağlı bulunmaktadır.
Çocukluk evresinde sadece başarılı olduğunda, yüksek notlar getirdiğinde veya uslu durduğunda takdir edilen; hata yaptığında ise soğuklukla ya da eleştiriyle cezalandırılan bireyler, sevginin hak edilen doğal bir duygu değil, sürekli kazanılması gereken bir bedel olduğuna inanabilmektedirler. Benzer şekilde, başarıları küçümsenen, “Şımarma”, “Zaten yapman gereken buydu” gibi tepkilerle hevesi kırılan çocukların iç dünyasında övgü, bir utanç ve mahcubiyet kaynağı olarak kodlanabilmektedir. Yetişkinlikte bu bireyler, en hak edilmiş takdir karşısında bile çocukluktan devraldıkları o değersizlik odasına geri dönme eğilimi gösterebilmektedirler.
Günlük Yaşamda Övgüyü Savuşturma Biçimleri
Övgüyü kabul etmekte zorlanan bireylerin sosyal ilişkilerde sıklıkla başvurduğu bazı otomatik davranış kalıpları bulunmaktadır:
- Kusuru Hemen Vurgulamak: “Gömleğin çok yakışmış” dendiğinde “Çok eski zaten, pazardan almıştım” diyerek durumu hemen küçültmek.
- Sıcak Patates Gibi İade Etmek: Gelen iltifatın altında ezilmemek adına saniyeler içinde “Asıl senin yaptığın harikaydı, sen çok daha iyisin” diyerek odağı hemen karşı tarafa çevirmek.
- Şakaya Vurmak ve Alaycı Olmak: Durumun ciddiyetini bozmak ve duygusal yakınlığı engellemek için iltifatı mizahi bir malzemeye dönüştürmek.
- Başarıyı Tesadüfe Bağlamak: Elde edilen somut bir sonucu kendi emeğiyle değil; ekip arkadaşlarının desteğiyle, şansla ya da durumun kolaylığıyla açıklamak.
İltifatları Kabul Edebilmeye Dair Farkındalık Adımları
Övgü karşısında duyulan bu rahatsızlığı esnetebilmek ve takdiri içselleştirebilmek, sabırlı bir kendilik farkındalığını gerektirmektedir:
- İltifatın Bir Hediye Olduğunu Hatırlamak: Karşı tarafın sunduğu bir övgüyü hemen reddetmenin, aslında onun sunduğu bir hediyeyi elinin tersiyle itmek gibi olduğunu fark etmek bakış açısını değiştirebilmektedir. İltifat, karşı tarafın kendi algısını ve cömertliğini yansıtmaktadır.
- Açıklama Yapmadan Sadece Teşekkür Edebilmek: İltifat duyulduğunda bahaneler sıralamak veya kusur aramak yerine, sadece “Teşekkür ederim, bunu duymak iyi geldi” diyebilmenin ve o an oluşan hafif gerginliğin içinde nefes alarak kalabilmenin zihinsel direnci gevşetebileceği düşünülmektedir.
- İçsel Eleştirmenin Sesini Ayrıştırmak: Övgü geldiği anda içeriden konuşmaya başlayan o küçümseyici sesin kime ait olduğunu (geçmişteki bir ebeveyn, öğretmen ya da akran) fark etmek, o yargıların bugünkü gerçeklikle örtüşmediğini anlamayı kolaylaştırabilmektedir.
Psikolojik Destek Süreci
Övgüyü kabul edememe hali kişinin mesleki ilerlemesini engelliyorsa, hak ettiği terfileri ya da fırsatları geri çevirmesine yol açıyorsa, ikili ilişkilerinde yakınlık kurmasını bütünüyle tıkıyor ve kronik bir yetersizlik hissi yaratıyorsa profesyonel bir destek sürecinin değerlendirilmesi uygun bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir.
Psikoterapi ortamında amaç; bireye sadece sosyal iletişim becerileri kazandırmak değildir. O övgünün altında yatan değersizlik inançlarını, erken dönem onay yaralarını ve kişinin kendi varoluşuna dair geliştirdiği katı standartları güvenli bir terapötik bağ içinde anlamlandırmak hedeflenmektedir. İçgörü odaklı psikodinamik psikoterapiler ve şema yaklaşımları; bireyin kendi başarılarını ve güzelliklerini suçluluk duymadan sahiplenebilmesine, ötekinin takdirini bir tehdit olarak görmekten sıyrılarak kendi öz saygısını daha dengeli bir zeminde inşa edebilmesine katkı sağlayabilmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Bir insan övgü aldığında neden utanır veya suçluluk hisseder?
Kişinin kendi içsel kendilik değeri ile dışarıdan gelen yüksek takdir arasındaki tutarsızlık, zihinde bir uyumsuzluk yaratmaktadır. Birey, hak etmediği bir şeyi alıyormuş ya da insanları yanıltıyormuş gibi hissettiğinde bu durum derin bir utanç ve suçluluk duygusunu tetikleyebilmektedir.
İltifatları kabul edememek her zaman düşük özgüven işareti midir?
Çoğunlukla öz saygı zedelenmeleriyle ilişkili olsa da; bazı durumlarda mükemmeliyetçi kişilik yapısı, kontrolü elden bırakmama arzusu veya geçmişte övgünün ardından gelen olumsuz deneyimlere karşı geliştirilmiş bir korunma refleksi de olabilmektedir.
Biri övdüğünde sadece “teşekkür ederim” demek neden bu kadar zordur?
Sadece teşekkür etmek, o övgüyü bütünüyle içeri almak ve görüldüğünü kabul etmek anlamına gelmektedir. Görünmez kalmaya ve kusurlarını gizlemeye alışmış bir zihin için bu kabul, savunmasız kalmak gibi algılandığından dolayı oldukça zorlayıcı bir deneyim haline gelebilmektedir.

