|

Somatizasyon: Ruhun Söyleyemediklerini Bedenin Anlatması

Somatizasyon, ruhsal yaşantıların bedensel belirtiler aracılığıyla ifade bulmasıdır. Kişi ağrı, çarpıntı, mide sorunları, kas gerginliği, nefes darlığı ya da açıklanamayan yorgunluk gibi şikâyetler yaşar; ancak yapılan tıbbi incelemelerde bu belirtileri açıklayacak net bir organik neden bulunmaz. Bu durum çoğu zaman kişiyi de çevresini de şaşkınlığa uğratır. Oysa psikanalitik bakış açısından somatizasyon, “bedensel bir sorun”dan çok, ruhsal bir anlatım biçimidir. Söze, düşünceye ve sembole dökülemeyen deneyimler, bedende kendine bir ifade alanı bulur.

Psikanalizde Somatizasyon: Temsil Edilemeyenin Dili

Psikanalizde somatizasyon, zihinsel temsille doğrudan ilişkilidir. Duyguların düşünceyle bağ kuramadığı, yani hislerin zihinde işlenemediği durumlarda beden bir tür sahneye dönüşür. Kişi ne hissettiğini kelimelere dökemez; hatta çoğu zaman ne hissettiğini bilmez. Ancak beden “bilir” ve bu bilgiyi semptomlar aracılığıyla dile getirir.

Bu noktada somatizasyon, bastırmadan çok temsil edememe ile ilgilidir. Ruhsal içerik bastırılacak kadar bile örgütlenemediğinde, beden devreye girer. Psikanalitik açıdan bakıldığında beden, zihnin taşıyamadığı yükü üstlenir.

Erken İlişkiler ve Bedensel İfade

Somatizasyonun kökeni sıklıkla erken dönem ilişkilere uzanır. Çocuğun duygularının yeterince aynalanmadığı, adlandırılmadığı ya da düzenlenmediği bakım ortamlarında, duygusal deneyim zihinsel bir yapı kazanmakta zorlanır. Çocuk ne hissettiğini değil, yalnızca bedeninde olanı fark eder.

Bu tür ilişkisel zeminlerde büyüyen bireyler için beden, güvenilir bir ifade alanı hâline gelir. Psikanalitik perspektifte somatizasyon, bireysel bir “zayıflık” değil; erken ilişkilerin izlerini taşıyan bir düzenlenme biçimidir. Beden, geçmişte kurulmuş ilişkilerin sessiz tanığı olarak bugünde konuşmayı sürdürür.

Travma, Bedensel Hafıza ve Zamanın Askıya Alınması

Travmatik deneyimler somatizasyon açısından merkezi bir yer tutar. Kayıp, ihmal, duygusal ya da fiziksel tehdit içeren yaşantılar; zihnin bütünleştirici kapasitesini aşabilir. Psikanalizde travma, yaşanan olayın kendisinden çok, onun ruhsal olarak işlenememesiyle ilgilidir. İşlenemeyen deneyim zamansız kalır ve bedende tutulur.

Bu nedenle somatizasyon, bedenin geçmişi hatırlamasından çok, geçmişin hâlâ geçmemiş olmasıyla ilişkilidir. Semptom, yaşanmış ama tamamlanamamış bir deneyimin bugündeki ifadesidir.

Semptom Bir Arıza mı, Bir Mesaj mı?

Psikanalitik bakışta somatizasyon, susturulması gereken bir hata olarak ele alınmaz. Aksine bedensel belirti, ruhsal bir mesaj olarak değerlendirilir. Buradaki soru “nasıl geçer?”den önce “neden şimdi?” sorusudur. Semptom, kişinin yaşamındaki bir kırılma noktasına, bir ilişkisel çatışmaya ya da bastırılamayan bir duygusal yüke işaret edebilir.

Psikanalizde somatizasyonla çalışmak, bedeni dışlamak değil; bedenle birlikte düşünmeyi gerektirir. Duygular söze döküldükçe, zihinsel temsiller geliştikçe bedenin anlatma yükü hafifler.

Somatizasyon, ruhun yetersizliği değil; aksine ruhun hayatta kalma çabasıdır. Zihin için fazla ağır olanı beden taşır. Psikanalitik süreçte bu yük paylaşıldıkça, bedenin konuşma zorunluluğu azalır ve semptom, yalnızca rahatsız edici bir belirti olmaktan çıkıp kişinin ruhsal hikâyesinde anlamlı bir yere oturur.

İlginizi çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir